Bugün, 19 Haziran 2021 Cumartesi

Deniz Kakanas


TÜRKİYE SOFRASINDA İHANET YEMEĞİ PİŞİRENLER, 7 DEĞİL, 77 KUŞAK BİTTİLER.


Bu vatanın evlatları olarak bizler ailemizden önce VATANIMIZI, BAYRAĞIMIZI, ATAMIZI ve ÖĞRETMENLERİMİZİ sevmeyi öğrendik. Büyüklerin bizlere birkaç nasihatinden biri, en önce” VATAN, BAYRAK ve KURAN’dır. Hatta evlilik gibi hayırlı işler yapılırken genç kız gelin olarak evden çıkmadan önce beline kırmızı kurdele bağlanır ve şehrin ileri gelenlerinden biri,  gelin kıza Bayrak ve Kuran hediye ederdi. Böyle bir hediye öyle büyük anlam taşırdı ki, bir genç kız her ne yaparsa yapsın  her zaman aklına Bayrağını ve Kitabını getirirdi. Eskiden kişinin sözüne istinaden yeminler böyle değerler üzerinden yapıldığı için işler böyle yürürdü.  Genç kız ailesinin ocağından kendi yuvasına çekirdek aileyi kurmak için giderken, uyum sağlaması daha kolaylaşsın diye düşünülürdü.  
Aile büyüklerine ve geleneklere uygun bir şekilde saygılı olması, eşiyle bir bütün yani izinsiz hiç bir şey yapmadığı gibi fikir alışverişinde bulunarak orta yolun bulunması, bir evlilikten beklenilen en önemli düzendi. Hatta iyi yetişmiş bir kadın aile için çok önemli olduğundan topluma VATANSEVER ve İMANLI ÇOCUK YETİŞTİRMEK KADINA DÜŞEN GÖREVDİ.
Veyahut yeni bir iş yeri açıldığında biri size elinde Bayrak ve Kuran’la geldiğinde bu vatan için can veren binlerce şehidi unutmadan, vatan sevgisinden ve doğruluktan hiçbir şekilde ayrılmadan, ne kadar aç kalırsak kalalım, çalmadan, hile yapmadan,  kazanmak içindi. Eskiden hediyeleşme böyledi. Ayrıca söylenmeden yapılan ve yapıldığında anlaşılan bu güzel geleneğimiz unutuldu gitti VE  bazı insanlar değerlerinden vazgeçerek hainliğe soyundu.
Siyasetçiler hakkında isim vererek belli bir adap içinde yorum yapabiliriz fakat Vatan bizim sıradan bir arkadaşımız değil ki hakkında konuşalım. VATAN BİZİM YUVAMIZDIR, DEĞERLERİMİZSE, DEVAMIMIZDIR..
Atalarımızın gençliğimizde kulağımıza söyledikleri ve hiçbir şekilde umursamadığımız şeyler,  aklımız başımıza aldığımızda derinden düşündüren gerçekler. Aslında bizlerin topluma imanlı ve vatansever yetişmemizi sağlayan en önemli değerlerimizdir. Eğer bu değerleri kaybedersek işte o zaman biteriz. Topluma faydalı insan olmamız için önce kendimizi ve değerlerimizi tanımamız gerekiyor. Türk Tasavvufunda “Kendisini bilme” konusuna Mevlana boşuna emek vermemiş. Önce kendimiz.

İnsan olmanın en önemli özelliklerinden biri her şeyden önce kendimizi bulmak ve doğru yapılanarak tamamlanmaktır. Hiçbir zaman unutmamak gerekir ki doğru ve yanlışın orta yolu yoktur.
Şimdi anlıyor ki insan bu nasihatler özü sözü bir, verdiği sözü tutan,  ayağını yorganına göre uzatıp kapıya hiçbir şekilde borçlu getirmeyen, eş ve çocuklar da dahil olmak üzere hiç kimsenin hakkını yemeyen, zulüm etmeyen insan olabilmek,  Aile ve Vatan temelinin bölünmez bütünlüğüdür.

Hayat karmaşasında doğduğumuz günden bugüne kadar birçok eksiklikle karşılaştık. Ailede, öğretmenlerimizde, eğitimimizde, bazı kanunlarda veya toplumda bizleri kuşak olarak harcamış olsalar bile başımıza her ne geldiyse çoğu zaman ağzımızdan çıkan sözlerden veya davranışlarımızdandır. En önemlisi de milletçe iyi niyetimizle her şeye katıksız bir şekilde inanmaktandır. Diyelim ki arkamızda biri var veya biri bizi olduğumuz konumdan daha ileriye taşımak için bizi havalandırıp kanatlandırdılar. Sonrasında baktık ki uçamıyoruz yani dengeyi kuramıyoruz. Rüzgâr bizi bir o yana bir bu yana savuruyor,  yağmur ıslatıyor, fırtına bizi yerden yere vuruyor ve havada uçmak göründüğü kadar kolay değilmiş veya bize göre bir iş değilmiş hemen vazgeçmek gerekiyor. Çünkü bazı işler dışarıdan görüldüğü gibi değildir, içine girince anlaşılır.

Bir insan boş  bir havaya tutunabilir mi. Değerlerimize ters durumdan havada bir boşlukta dönüp dolaşmak yerine düşsek daha çabuk toparlanırız en azından her düşüşte ayağa kalkabilir bir insan.
Hiçbir zaman inanıyormuş gibi görünmek yerine gerçek insanlığımızla yaşamalıyız. Hiçbir şekilde mutlu olmadığı halde dışarıya karşı her şey yolundaymış gibi görünenler çocuklarını sert kavgalar içinde büyütenlerdir.  Bu durum hem aile bütünlüğü için çok tehlikeli bir durumdur hem de evlatlarımız evden çıktığı gibi kendilerini özgürce kötülüğün içine bırakıyorlar çünkü onlarda cahil cesareti denilen şey var. Sonrasında bazı zıtlaşmaların geri dönüşü hiç de hoş olmuyor.
Oysa birçok işten ailesine vakit ayıramayan aile büyüklerinin yapmış olduğu geri dönüşü olmayan en büyük hatalardan biri haftada  en az bir gün ailece bir sofrada toplanmaktır. Kimsenin kimseden haberdar olamadığı ortamda ev ve ekonomik idareden veya kişilerin özel hayatlarında yahut genel olarak kimlere takıldıklarına biraz değil, her şeyden haberdar olmak ve  çok dikkat etmek gerekiyor. Başımıza gelen belalar işte böyle başlıyor. Büyükler para kazanma peşinde koşarken birleri televizyonla, basınla veya herhangi bir şeyle ailemizi içten parçalıyor. Bilmek gerekir ki yıkım önce içten başlar. İçsel yıkım tamamlandıktan sonra dıştan yıkım yerel ve milli değerlerle devam eder.
İnsanlar belayla karşılaştıklarında her şeyini yitiriyor sanıyor oysa herkes bilsin ki iman ve itibardan başka kaybedilecek hiçbir şeyin önemi yok. Çıplak geldiğimiz bu dünyadan Kanuninin yaptığı gibi eli boş döneceğiz.
Bu durumları bizler kendimiz yapıyoruz. Hatayı kendimizin bile inanmadığı bir sürü bahaneyle kapatıyoruz ve hiçbir şey olmamış gibi davranıyoruz. Sonra içimizdeki savaşı kazanamayıp cinnete vardırana kadar yol alıyoruz ve ailemiz dahil çevremize, ülkemize ve değerlere zarar veriyoruz. Oysa sevmek varsa karşılığında vazgeçmek vardır. Yanlış varsa zıt anlamı, doğrudur.

Hayatta  öyle bir yolculuktur  ki, topluma karışmak, toplumla uzlaşmak veya insanın kendisini topluma kabul ettirmesi mümkün görünebilir fakat milyonlarca insanın gözü önünde herkesin kendi kapasitesine göre yorumların uçuştuğu laf kalabalığında hiçbir şekilde mümkün değildir.
Her ömrün bir zamanı gibi işlerin veya arkadaşlıklarında zamanı vardır yani başlayan herşey ileriye değil tükenerek yeni bir oluşuma yerini bırakır. Dünyanın dengesi böyle dönüşümle devam eder.
Dikkat edersek herşey önce iyi niyet ve sevgiyle başlıyor ve sonrasında büyük özveriyle bir yerlere gelen işler kişisel çıkarlar yüzünden kanatlar kırılıyor. Biraz düşünürsek boşboğazlık insanı kendisinin beceremediği işe nazar değdiren kıskançlıkları kişiler yüzünden yüzünden yere çakılıyor.  Onun için yapacağımız tüm işlerimizi önceden ona buna söylemek yerine işi sağlama alıp kendimizi bulmalı ve üzerine düşündükten sonra karınca gibi sessiz ve arı gibi çalışmamız gerekiyor.
Aslında insan yaşamında her zaman ikinci değil üçüncü bir alternatif mutlaka olması gerekiyor. Diyelim ki bir davetimiz  var ve geleneksel yemeği yapan tek bir ustamız var ve olmazsa olmaz  usta yolda kaldığında bizimde işlerimiz de  tersine dönüyor.ve yerine bir alternatif düşünmemişsek  menü bozuluyor  ve sözümüzde duramamış durumuna düşerek her şeyi mahvedebiliyoruz.
İnsan olarak eğer ailemize veya topluma uyum sağlamakta zorluk çekiyorsak yerine elle tutulur ve kabul edilebilir bir alternatif getirmemiz gerekir değil mi? Veya karşılaştığımız olumsuz bir durumda işin içine girdiğimizde durum bizlerin düşündüğü gibi değilse, hemen ayrılmalıyız.  Kim ne düşünürse düşünsün önemi yok biz kendimizi bilelim ve dürüst olalım yeter. Dünyada inanmadığımız kişilere veya işlere para için bulaşmamalıyız çünkü görüldüğü gibi daha yakın zamanda kesinlikle aynı düşüncede olmayan bazı omurgası bozuk kişiler, pastadan pay almak için iş ahlaklarını bozdular.
Daha dün 19. Yüzyıldı bizler yoktuk.
20. Yüzyıl’dan 21. Yüzyıla girerken Milenyum diye adlandırdıkları asır için o zamanlar elinde kalem olan bir sürü saçma şeyler yazdılar. İsteselerdi güzel şeyler yazarak insanların içine güzellik ekemezler miydi?... Bunları çözmek için kendimizi iyi yetiştirmeli ve çok akıllı olmalıyız.

Bu kadar güzel bir dünyada  doğanın bin bir çeşit eşsiz bitki örtüsü ve bizi doyuran yaprak ve toprağın inanılmaz döngüsüne rağmen kötülükler neden yaşıyor çünkü okuduğumuz bir sürü şiir, sevgiyle dinlediğimiz çok güzel şarkılar bile hiç birimizin içsel dünyasını düzeltmeye yetmiyor. İnanın birçok insan temelini sağlam kuramadığı ve kendilerine yahut ailelerine vakit ayırmadıkları için
hiç kimsenin bu güzelliği görecek vakti bile yok. Çok şey sanal…
Henüz bilimsel çözülemese de anlaşılacağı gibi insanlar içsel dünyalarında mutlu değil ve mutsuzluk hastalığı çok insanı kötülüklere hapsetmiş. Düşündürücü olan insan aklıyla değil, kalbiyle hareket eden bir canlı. Bir makine gibi düşünelim.
Kendisini bin bir zorlukla dünyaya getiren veya büyüten ailesini, kanunları, kuralları çoğu  zaman kabul  etmiyor fakat karşı koyamadığı için toplumun görmek istediği gibi yaşıyor. Her hayali gerçek olsun istiyor fakat olsa bile isteklerin ardı arkası kesilmiyor.  Çoğunlukla hayal ettiği bir dünyaya kavuşamıyor veya kavuşsa bile zamanla bıkıyor. Karmaşık bir durumdan çıkmak için insanoğlu bir iç dünyasına giriyor bir dış dünyasına çıkıyor.
Kişisel yaşamda insanın gerçek hayat arkadaşı kendisine hayat veren kök hücrelerdir. Hücreler yeterince bölünemediğinde insan içten değişiyor. Doğumundan ölümüne insan boşlukta dönüp duran umutlarla avunarak ve boş şeylerin peşinden koşarak yeterli olgunlaşma için gerekli yağmuru yağdıramayınca, insanın içinde biriken ve akmayan durgun suyla hastalanıyor. Bu sefer içimizde çok az kalan iyilikler kötülükler savaşmaya başlıyor. Eğer kişi su gibi saf şeylerle içini arındıramıyorsa iç dünyası zamanla bataklığa dönüşüyor ve kendisini kurtaramayan güzellikler çamura batıyor.
Bazı kişilerin bu durumdan kurtulmak için pişman olup hatalarını kabul etmek ve çekilmesi yerine yalanı yalanla büyüterek, bir sürü kafa karıştıran yorumlarla herkesi yoruyor ve  durum işin çıkılmaz bir hâl alırken meydanı boş bulanlar işini rahatlıkla yapıyor.
Açık ve net ülke mevzu bahisse gerisi boş bir teferruattır.
Hiç kimseye kalmayacak bu dünyada kötülüğün başını çekenler 22. Yüzyılda zaten olmayacaklar. Zamanla birlikte bir kuşak yaptığı kötülükleriyle birlikte yok olacak ve elbette insanlık yolunu bulacaktır.
Her zaman söylediğimiz gibi bir insan için en büyük zenginlik sağlık ve iyiliktir.
Sağlık da içsel dünyanın iyiliğe ve güzelliğe doğru yol almasıyla oluşmaktadır. Düşüncede bile hainlik oluşturulup, hile yapılırsa bunu herkes bilir ki,  ters teper. Hainlikle insanlar sadece çok af buyurunuz efendim tuvalete kadar gider.
İşte Türkiye’mizin evlatları olarak bizler için VATAN, BAYRAK ve MİLLET bölünmez bir bütündür.
15 Temmuz 2016’da Türkiye sofrasına hainlik yemeğini pişiren ve kaşıklattıkları insanlara gözyaşı döktüren ve çoluğu çocuğu yetim bırakan kişiler, vatan teper hain kişilerdir. Kendi öz vatanına hainlik düşünen insanları hiçbir şekilde toprağın kabul etmeyeceğini ve Vatansız olmanın ne demek olduğunu kendileri de iyi bilirler. Hiçbir suçu olmayan bir millete çektirdikleri düşündüklerinde zaten vicdan yastığına asla başlarını koyamazlar. Ayrıca bütün dünya bilir ki ülkesine ihanet eden kişileri bir gün gelir kendilerine de ihanet eder diye asla kabul etmezler. Vatana ihanet hiçbir şekilde affedilemez.
Bizim mutfaklarda iş ahlakında çok önemli bir kural vardır.  Geldiğiniz yerde her ne yaşamışsanız yaşayın eğer haklarında konuşarak dedikodu yaparsanız işletme sahipleri böyle kişileri asla içine almazlar.  Bir sorun yaşamışsak gerekli yerlere bildirdikten sonra yeni yerle ilgisi olmayan konuları konuşmak herkes için zaman kaybıdır, sadece yorar.  Sorunlu insanlar hiçbir şekilde toplum içinde yer bulamaz ve dışlanırlar.
Bir insan tek başına akşam karanlığında veya ısısız yerde sokağa çıkmadan önce önlem almazsa, sokakta başıboş köpekler veya başımızda uçan akbabalar bize dokunmazlar diye bir yiğitlik olamaz. Her konuda dikkatli olmak gerekiyor. 
Vatanımızı ve ailemizi korumak için görsel yada yazılı basında her yazılana inanmamak gerekiyor.  Hiçbir zaman unutmayalım ki insanlar arasında samimiyette olsa her söylenilen söz doğru değildir. 
Dünyanın tüm gözleri üzerimizdeyken aklımıza başımıza toplamamız ve Türkiye’mizin bölünmez bütünlüğü ve yıkılmaz üstünlüğünü göstermemiz için çok çalışmamız gerekiyor. 
Büyüklere danışmadan yada gerekli yerlere varlığımızdan haberdar etmeden herhangi bir işe kalkışmamak ve birbirimizi korumak için gizli saklı işlerden vazgeçerek, mertliğimizi konuşturmak gerekiyor. 
Bizim kültürümüzde bir insan ne için yaşar. Elbette ki,  İTİBAR… İtibar kaybedildiğinde hayat neye yarar Arkadaşlar.
Öncelikle bizler nasıl bir milletiz ve bizler kimiz onu iyi bilmemiz gerekiyor.
Yıllar önce kökleri Orta Asya Oğuz Türklerine dayanan 3000 atlı Seymen’in umutsuzca Başkent Ankara’ya gelen Atamızı karşıladığında, Atamız ”Seymenler En Kahraman ve En Yiğit İnsanlardır” demiş.  Seymenlerin karşılamasından büyük güç alan Atamız hemen bir Seymen Alayı kurmuş.
Ankara kültüründe böyle gelenekleri hâlen yaşatan ve yürüten Seymen başı Necmettin Palacı Üstadın söylediğine göre;
Seymen başı tektir ve tamdır. Efeyse eskiden Seymen başının sözünden çıkmayan yaveri gibiymiş ve arkasında 9 kişi olurmuş.
Eskiden genç kuşaktan biri topluma karışacağı veya bir meclise gireceği zaman divana gelirmiş.
Ankara kültüründe hâlen var olan bu değerli gelenek Seymen başı tarafından divan kurularak yıllardır yaşatılıyor.
Divan Edebiyatı gelenekleriyle yoğrulmak için divana gelen genç veya yaşlı kişiler bir insanın sahip olabileceği en değerli bilgi, görgü, edep ve adapla birlikte vakit geçirenlerdir. Bir büyük geldiğinde hemen genç kuşak yer vererek kalkar ve bu durum küçük kişilerin kapının ağzına kadar gitmesine kadar devam ediyor.
Seymenlik andında doğruluktan hiçbir şekilde ayrılmadan Türk gelenek ve göreneklerini gözeterek yaşayan ve hiçbir şekilde ne Devlet ve Hükümet yada herhangi bir kişi hakkında konuşulmazmış.
Divan Edebiyatı Türklerin 13. Ve 19 yüzyıl arasında Anadolu’da oluşturdukları İslam kültürünün bir medeniyetine açılan kapıdır aslında. Divan şairleri, kendi duyuş ve düşünüşlerine göre mecazi aşk olarak niteledikleri şiirleri, ilahi aşka dönüştürmüşler ve eskiden genç kuşağın imanlı ve vatansever yetişmesi için gençler aileleri tarafından Efelere teslim edilir ve büyüklerin himayesinde manevi olarak güçlü ve edepli yetişirmiş.
Divan Edebiyatı ve Türk Tasavvufu herkesin kendini terbiye etmesi için öğrenmesi gereken gelenekler.
Bizler böyle güçlü bir ülkenin ve böyle bir asil kanlı ecdadın evlatları olarak kendi değerlerimizi iyi öğrenmeliyiz.
Ayrıca Türkiye’nin neyinden korkuyorlar  biliyor musunuz Arkadaşlar . 7’den 70’e Erkeğinden Kadınına hazır bekleyen böyle bir imanlı nesil varken imanımızı yıkmaya hiç kimsenin gücü yetmez…
GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ HAİNLİK YOLDA KALDI, İMAN KAZANDI.
Her zaman aklı başında gönüllü neferler olarak ülkemiz, bayrağımız ve milletimiz için çalışmalıyız.
Her kim ki bizim gibi arı gibi çalışkan insanlarımızın içine çomak sokmaya çalışır ve vatanımız hakkında bilip bilmeden konuşursa bilmelidir ki;
Dünyanın neresine giderse gitsin veyahut hangi plastik cerrahla fiziğini değiştirirse değiştirsin yada her nereye saklanırsa saklansın cezası asla karşılıksız kalmayacak. İlahi adalet ve biz bu ülkenin evlatları olarak peşlerindeyiz.


YOLUN AÇIK OLSUN TÜRKİYE

15 Temmuz.2017

Toplum Geliştirme Derneği-Ankara
www.toplumgelistirme.tv